TREBNJE (Bir Gezi Yazısı)


Bu makale 2019-04-21 13:54:06 eklenmiş.
Aziz Özbilgiç

Bu gün günlerden pazar. Henüz gün ışımamış, şafak sökmemiş. Güneş, sabırsızlıkla gündüzü beklerken, iki can arkadaşımla birlikte düşüyoruz yollara. İlk uçuş durağımız Malatya Erhaç Hava Limanı. Yolculuğumuz ise, Erasmus KA2 Temel Beceriler ve Aile Eğitimi projemizin üçüncü ayağı olan Slovenya’nın Trebnje Kasabası’na. Tanımadığımız, bilmediğimiz, sadece ismini duyduğumuz ve haritada gördüğümüz bir ülke. Slovenya.

Slovenya, 1991 yılında Yugoslavya’dan kansız bir şekilde ayrılmış, Balkan Ülkeleri arasında en gelişmişi ve refah düzeyi en yüksek olan bir ülke. Hemen akabinde 2004 yılında Avrupa Birliğine üye olmuş. Yüzde elli yedisi orman olan bu ülke, yaklaşık iki milyon nüfusa sahip, kişi başına düşen milli gelir otuz bin dolar civarında. Büyük şehirlerinde sanayi ve ticaret, kırsalda ise mısır ve üzüm yetiştiriciliği, ayrıca doğal güzelliği ile yaşanabilir bir ülke.

 Malatya Erhaç Hava limanına varmak için dönemeçli yollardan, derelerden ve karlı tepelerden geçiyoruz. Nihayet, güneş ufuktan göz kırpıyor bize. Çok geçmeden Yeşilyurt İlçesinden kayısı diyarı Malatya’ya giriş yapıyoruz. Uzun bir kışın ardından baharı kucaklayan Malatya’nın sevincine biz de ortak oluyoruz.

 Kısa bir aradan sonra kanat çırpıyoruz gökyüzüne. Uçağımız İstanbul’a doğru yol alıyor. Dünyanın buluşma noktası İstanbul Hava Limanı’nı ilk kez görebilmenin heyecanı sarıyor bizi. Bir zaman sonra kısık ve anlaşılması güç bir anonsla birlikte uçağımız İstanbul Hava Limanı’na iniş için alçalıyor. Önce tepeden seyrediyoruz bu güzel şehri ve bu şehrin hava limanını. Sonrasında ise dünyanın buluşma noktasına ayak basmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

 Tek kelimeyle “HARİKA” diyoruz. Girişte “Meet Our New Home” “İşte Yeni Evimiz” yazısına tanık oluyoruz. Dışı kadar içi de çok güzel olan dünyanın en büyük bu hava limanı göğsümüzü kabartıyor. Çağdaş ve işlevsel yapısı ile yerel niteliğe sahip olacak İstanbul Havalimanı, küresel kent İstanbul’un zengin kültürel ve sosyal mirasını yansıtan bir mimariye sahip olması dikkatimizden kaçmıyor. Çağdaşlık ve fonksiyonelliği bir arada ele alan özgün bir mimariye sahip olup; terminal tasarımı, ilhamını kadim şehir İstanbul’un kültürel mirasından alıyor. İstanbul Hava Limanı terminalinde ise İstanbul camilerinin, hanlarının, hamamlarının, kubbelerinin ve birçok tarihi yapının proje mimarisine nakış nakış işlendiği aşikâr. Hava limanının her karışında İstanbul’un bir parçasını görmek mümkün. Hava trafik kontrol kulesi ise İstanbul’un simgesi haline gelen ve Türk İslam tarihinde kültürel döneme ait lale figüründen esinlenerek tasarlandığını görebiliyoruz. İşte bu yüzden adı “İSTANBUL HAVA LİMANI”. Emeği geçenlere teşekkürü bir borç biliyoruz.

 Az sonra projemizin yurt içi ortağı olan Çanakkale Üniversitesi’nden gelen arkadaşlarla buluşuyor ve bir çay molasında geçmiş günleri yâd ediyoruz. Kısa bir sohbetin ardından Sırbistan’ın Başkenti Belgrad’a uçmak için ayaklanıyoruz. Evet, yorucu bir gün olacağı belliydi. Ama olsun. Açıkçası gezmek, görmek, keşfetmek için değer doğrusu. Belgrad uçağımız havalanıyor ve yolculuğumuzun ülkemizdeki gidiş kısmını tamamlıyoruz. “Hoşça kal güzel ülkem, kısa bir zaman sonra buluşmak dileğiyle”. Diyoruz.

Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra ikindi vaktine yakın Belgrad semalarında buluyoruz kendimizi. Sırbistan Nikola Tesla Hava Limanındaki misafirliğimiz çok uzun sürmüyor. Bu yüzden Başkent Belgrad’ı gezmek nasip olmuyor. Ancak uçağın o daracık, sisli penceresinden bir milyon iki yüz bin nüfuslu Belgrad şehrini, şehre doğal bir güzellik ve görsellik katan Tuna nehrinin kolu Savuve’yi, Partizan Futbol Kulübü’nün Stadyumunu ve daha birçok yapıyı görmekle yetiniyoruz.

Beklenen saat gelmiş, Slovenia’nın başkenti Ljubljana’ya (Lubyana) gitmek için uçağa doğru yürüyoruz. Zaman epey ilerlemiş, gündüz yerini geceye bırakıyordu. Cam kenarındaki koltuğu tercih etmem artık hiç bir şey ifade etmiyordu. Yaklaşık bir saatlik uçuştan sonra Ljupljana için alçalma anonsu duyuyoruz. Yorgunluktan olsa gerek bir ara uyuya kalmışım. Anonsu duyunca cama yöneliyor ve Ljupljansa Nehri’nin ışıklı görselliğini görebilmenin heyecanını yaşıyoruz.

Nihayet gökyüzündeki uçuşumuz son buluyor. Bir taksi ile otelimize varıyor ve günün yorgunluğunu uyuyarak atıyoruz. Otelimizin hemen yanı başında bulunan kilisenin çan sesi ile uyanıyoruz. Ezana olan özlemimiz bir kat daha artıyor. Yöresel ürünlerin ağırlıkta olduğu güzel bir kahvaltının ardından proje toplantısının yapılacağı kuruma geçerek, bütün paydaşlarla bir araya gelmenin özlemini gideriyoruz.

Evet, burası TREBNJE. Otuz bin nüfuslu, yeşillikler içerisinde şirin bir kasaba. Krka ilaç firması, otomobil fabrikası, kamp merkezi ve şarabı ile sosyo ekonomik yapısı oldukça yüksek bir kasaba. Özellikle Krka Nehri bu kasabaya çok büyük katkı sağlamaktadır. Trebnje kasabası çok düzenli, bakımlı ve temiz. Korna sesi duymak neredeyse imkânsız. İnsanlar arasındaki saygı, nezaket ve zarafet ön planda. Herkes hakkına razı olmuş. Bu kasaba da son bir yılda hiçbir kavga yaşanmamış. Kısacası yaşanabilir mükemmel bir kasaba.

 Projemizin toplantısını bitiriyor ve Slovenia’nın başkenti Ljubljana’nın kalbine gidiyoruz. Bir kez görenlerin bir daha unutamadığı şehre gidiyoruz. Trenle ilk kez yolculuk yapmanın heyecanını yaşıyoruz. Otobanın geçtiği yerleşim yerlerinin geçişlerinde insanların sesten rahatsız olmamaları için yalıtım yapılmış olması dikkatimizden kaçmıyor. Yaklaşık bir saatlik tren yolculuğundan sonra diğer adı “Aşk Şehri” olan Ljubljana’ya varıyoruz.  İlk durağımız Ljupliansa Nehri oluyor. Çünkü bu nehir, bu şehre çok büyük bir güzellik katmış. Nehrin üzerine birçok köprünün yapıldığına ve burayı ziyaret edenlerin dileklerinin yerine gelmesi için bu köprülerin korkuluklarında binlerce asma kilite rastlamak mümkün. Nehrin etrafında kafeler, bisiklet ve yürüyüş yolları, ejderha heykelleri, ağaçları, kuşları, konser alanları ile bir doğa harikası. Nehirde kano çeken gençler, el ele gezen sevgililer, sohbet eden yetişkinlere bolca rastlayabilirsiniz. Şehrin merkezine doğru taşlı daracık sokaklardan geniş meydanlara varmak mümkün. Her yerde sanatın, sporun ve kültürün izlerini bulabilirsiniz.

Bu ülkede mesai erken saatlerde başlayıp erken saatlerde bitiyor. Burada yaşayanlar, hem gün ışığından yeterince yararlanıyor, hem de günün geri kalan kısmını kendilerine ve sevdiklerine ayırıyorlar. Bu yüzden mutluluk oranı oldukça yüksek bir ülke.

Evet, sonunda veda vakti geliyor. Bu yaşanabilir ülkeleri bir daha görmek ve gezmek umuduyla Slovenya’nın başkenti Lubiyana’dan birçok tatlı ve unutulmaz anılarla ayrılıyoruz. Hoşça kal Lubiyana, hoşça kal Aşk Şehri.

 

Uzm. Öğrt. Aziz ÖZBİLGİÇ 

azizozbilgic@gmail.com

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2019 Profesyonel Tasarım PROTASARIM