ZALİMLERİN AKIBETİ TİTANİK OLACAK


Bu makale 2019-09-15 20:01:20 eklenmiş.
Kazım Çetinkaya

       Zamanının en iyi ve en ileri tekniğinin ürünüydü Titanic (Titanik)…Yapımına 1909’da başlanan dev gurur abidesini ancak 1912 de bitirebildiler.

       İnşa etmiş olmaktan dolayı yalnız yapımcı firma değil, bütün İngiltere, hatta bütün Avrupa övünüyordu, dört bacası,3547 kişi kapasitesi 252 metre boyu ile teknoloji harikası Titanik’le!...

       Düne kadar ziraat toplumu oldukları halde, birden sanayi toplumuna hızla geçen Batı insanının gösterdiği bu başarı karşısında, başları dönüp sersem olunca, hayata hükmedeceklerini zannettiler.

       Meydana getirdikleri dev eserin eşi benzeri olmayacağını ve hiçbir gücün yok edemeyeceğini düşünüyor, adeta Kadir-i mutlak, her şeyin dizgini elinde olan Yüce Allah’a meydan okuyorlardı!..

       O güne kadar yapılan gemilerin en büyüğü idi Titanik…Yunan mitolojisindeki en güçlü, en ihtişamlı tanrılardan birinin adını vermekle de adeta dünyaya yeniden meydan okuyacaklardı.

       Saatte yirmi üç deniz mili hız yapan, on altı kazanlı motorları ve altmış beygir gücüne sahipti Titanik… Son derece lüks olan geminin birinci sınıf kamara-suitlerinde odun yakılan şömineler bile vardı. Her şeyiyle bir gurur abidesiydi kısacası Titanik!...

       Denize indirilirken yapılan konuşmalarda, geminin yapımında İngiliz devletinin gurur payı sürekli vurgulanıyor, hatta kimi konuşmacılar tarafından bir hezeyanın altı çiziliyordu:

       “Bu gemiyi Allah bile batıramaz” (hâşâ) diyorlardı.

       Buna o kadar güvenmişler ve o kadar kendilerini şartlandırmışlardı ki,  gemi batarken bile yolcuları yatıştırmak için aynı argümanı kullanıyorlardı bazı subaylar… :

       “Merak etmeyin, Allah bile batıramaz, bu gemiyi!”

       Ve nihayet 1912 yılının 10 nisan günü, İngiltere’nin Southampton Liman’ından hareket ederek ilk ve son yolculuğuna uğurlanan bu gurur abidesi New York’a rota tutuyordu.

       İçinde dünyanın en zengin bin üç yüz sekiz yolcusu ve sekiz yüz doksan sekiz mürettebatıyla birlikte lüks ve ihtişam içinde denize açılıyordu.

       Koca bir şehri günlerce sarhoş edecek seviyede, birkaç gün içinde içtikleri içkiyle sarhoş ve sersem olan gemidekiler, akıllara durgunluk verecek derecede rezaletler yaşıyorlardı.

       Ve sona erdi yolculuk 14 nisan’ı 15 nisan’a bağlayan gece… Çünkü Kanada yakınlarında dev bir buz dağına çarpmıştı, “Allah dahi batıramaz” dedikleri gurur abideleri Titanik gemisi…

       Fakat fazla önemsemediler çarpmayı… Zaten sarhoştu yolcuların büyük çoğunluğu…New York’taki bir gökdelen kadar yüksek olan Titanic’in batabileceğini düşünmüyorlardı bile… Hem o kadar ki, içlerinden bazıları, çarpma esnasında güverteye sıçrayan buz parçalarını toplayarak içki kadehlerinin içine atıyorlardı.

       Yalnız Kaptan Smith ve yüksek rütbeli birkaç subay durumun vehametinin farkındaydılar. Yine de geminin batabileceğine onlar bile ihtimal vermiyordu. Çünkü tam bir mühendislik harikasıydı Titanik ve muhtemel bir çarpışmada Titanik’in değil, Titanik’e çarpacak olan nesnenin zarar göreceğine inanıyorlardı.

       İhtimal dışı olan bu nesnenin Allah’ın denizinde serseri mayın gibi yüzen bir buzdağı olacağını elbette dar akıllarıyla bilemezlerdi.

       Kimsenin tahmin edemediği bir akıbetle buluştu Titanik. Ve tam altı ayrı yerden yaralandı, dakikada yedi ton su alarak battı Titanik…

       Gemide mürettebatla birlikte toplam iki bin iki yüz altı kişi, servet, şöhret ve asaletin şımarttığı kadınlarla erkekler ilk kez bütün bunların işe yaramadığı bir ortamla yüz yüze geldiler.

       Filikada kendilerine yer bulabilmek için görevlilere tüm servetini bahşetme sözünü verenlerden tutunuz, kendilerine yer açmak ve kurtulmak güdüsüyle başkalarını denize fırlatanlara kadar, her türlü dram sergilendi…

        Ve Joseph Condrad isimli yazar şunu yazıyordu: “Bu felaket paraya ve teknolojiye tapmanın aldığı yara açısından, tarihin ciddi bir dönüm noktasıdır.”

       Netice olarak, yirminci yüzyıl’ın en büyük deniz kazası olarak tarihe geçti Titanik olayı…

       Servete, şöhrete, makama ve mevkie tapanlar, “Gözünün üstünde kaşın var” denemeyenler, burunlarından kıl aldırmayanlar, yokluğu-yoksulluğu bilmeyenler, garip gurebayı tanımayanlar ve var güçleriyle mazlumlara zulmeden, hal’den anlamayan merhametsiz zalimler!

Sahip olduğunuz ve üstünlük tasladığınız, gururlandığınız her şeyinizle bir gün sonunuz Titanik olamaz mı?

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2019 Profesyonel Tasarım PROTASARIM