DİCLENİN KENARINDA BİR KOYUNU BİR KURT AŞIRSA!...


Bu makale 2019-12-01 20:38:18 eklenmiş.
Kazım Çetinkaya

       Ahlâkî davranışların temelinde sevgi ve merhametin, hususiyetle insan sevgisinin önemli bir yeri vardır. Bu nedenle olgun Müslüman olabilmenin koşullarından biri de bu sevgidir. Şöyle buyuruyor kalbi sevgi ve merhamet dolu olan Resul-i Zişan Efendimiz (s.a.s):

       “Birbirinizi sevmedikçe olgun mü’min olamazsınız.”

       İnsanlara iyilik yapmak, şefkat ve merhametle muamele etmektir kalplerdeki sevginin göstergesi… Asırlardır bütün toplumların hasret kaldığı şey,  karşılıklı hoşgörü ve barışın hakim olduğu, dayanışma, yardımlaşma, birlik ve beraberlik içerisinde huzur ve güven duygusunu tam olarak hissedebilecekleri bir saadet asrıdır.

       Toplumsal barış ve huzura duyduğumuz bu ihtiyacı gidermek, arzuladığımız hedefe varmak için farklı yönetim biçimleri, farklı yöntemlerle, hayaller peşinde yürüdük durduk. Oysa mensubu olduğumuz toplumun bir ferdi olarak merhameti, sevgiyi, saygıyı, anlayışı, olması gerektiği şekilde yaşamadığımız için hiçbir sonuç alamadık..

       Bizi yaratan ve yaşatan Allah korkusuna ve Allah sevgisine dayanan, Kur’an ahlakına uygun bir merhamet olmayınca, geriye insanları kötülük yapmaktan alıkoyacak hiçbir sebep kalmıyor.

       İnsanların birbirlerine şiddet uygulamalarının, çocukların ezilip boynu bükük kalmalarının, fakirlik korkusuyla öldürülmelerinin, sokağa terk edilmelerinin; yol kesen eşkıyaların, evlere girerek ev sahiplerini öldüren canilerin çoğalmasının önünde hiçbir engel kalmaz merhamet duygusunu kaybeden toplumlarda…

       Zengin olan fakiri kollamaz, haksızlığa uğrayanın hakkı savunulmaz, açıkta kalan insan barındırılmaz, aç kalanlar doyurulmaz olunca bela ve musibetler yağar üstümüze  yağmur gibi.

       Kimse bir başkası için fedakarlık yapmaz bir çıkar söz konusu olmadıkça… Yüzlerce kişinin doyabileceği yemekleri çöpe atmakta bir sakınca görmeyenler, sokakta aç yaşayanları görmezler.

        Sahtekârca yöntemlere başvurarak birbirilerinin malını haksız yere yemekten, başkalarının haklarını istismar ederek para kazanmaktan kaçınmayan insanların merhamet duyguları nasıl olabilir ki?

       Böyle toplumların insanları şahit oldukları sahtekârlıklara, adaletsizliklere ve haksızlıklara karşı mücadele etmez ve seslerini çıkarmazlarsa, çığ gibi gelecek  bela ve musibetleri celb etmiş olmazlar mı?

       Başkaları için kendilerini yormaya gerek duymayan, sıkıntılı insanların sorunlarını üstlenmeyen, kimsenin kimseye karşı kendisini sorumlu hissetmediği, kimsenin kimseyi korumak için kendisini risk altına sokmadığı ve kimsenin yanlışlara, haksızlıklara karşı sesini çıkarmadığı toplumların refah ve mutluluğa kavuşmaya hakları var mıdır?

       Başta ülkenin, etba ve raiyyetin çobanı ve sorumluları, memleketin   mülkî amirleri,  Şehru’l Eminleri , Din ve Diyanet’in temsilcileri ve sorumluları, siyasî ikbal peşinde koşturup yatırım yapan, hamasî nutuklar çeken, vitrine oynayan Dernek ve Vakıfların mümesilleri, Tarikat ve cemaat liderleri toplum bireylerinin karşılaştıkları problemleri çözmede kulaklarının üzerine yatıyorlarsa, milletin feryad ve figanını duymuyorlarsa memleketin hangi sorununu çözer,  hangi sorumluluklarını yerine getirmiş olurlar acaba?

       Zalim ve merhametsiz olanlar, zayıf ve güçsüz olanları istedikleri gibi ezerler. Her zaman huzursuzluk, sıkıntı ve zulüm hakim olur, Kur’an ahlakının ve buna dayalı merhametin, sevginin yaşanmadığı toplumlarda…

       İslâmda sevgi ve merhamet sadece insanlığı değil bütün yaratıkları içine alır. İnsanı yücelten ulvi duygulardandır şefkat ve merhamet. Merhametin gücü şiddet ve öfkenin gücünden her zaman üstün gelmiştir.

       Sevgi ve merhamet üzerine kuruludur dünya. Biri Rahman biri de Rahimdir Allah’ın güzel isimlerinden ikisi.  Her ikisi de O’nun ne kadar çok merhametli olduğunu anlatır.

        Eğer Yüce Yaratan’ın bu kadar engin rahmet ve merhameti olmasaydı, yeryüzünde bu kadar zulüm ve merhametsizlik yapan  zalimler, hainler, caniler, katiller belki aynı anda zirü zeber olurlardı.

        Her fırsatta kalabalıklara hitaben siyasilerin ve din adamlarının dillerine pelesenk ettikleri şu sözleri yüzlerce defa dinlemişizsinizdir:

       “Hz. Ömer ashab-ı kiram’a hitaben: Dicle’nin kenarında bir koyunu bir kurt aşırsa, yarın mahşer gününde korkarım ki o da Ömer’den sorulur.”

       Peki siz  bu milletin sorumluluğunu üstlenen etkililer ve yetkililer!

        Çevrenizde bu kadar aç , susuz olan, açıkta ve açlık içinde kıvranan, zalimlerin ve gaddarların elinde kıvranan ve fakat size yüz suyu dökmeyen izzetli ve asaletli  insan varken, Saltanat sürdüğünüz makamlarınızın lüks ve ihtişamını, israf ve savurganlığınızın hesabını nasıl vereceksiniz? Siz yarın mahşer gününde hangi yüzle ve nasıl Allah’a hesap vereceksiniz?

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber
   
© Copyright 2015 Adıyaman İlk Haber. Tüm hakları saklıdır.

Doğru Haberin İlk Adresi | Adıyaman ilk Haber

Sitemiz Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Üyesidir.

© 2015-2020 Profesyonel Tasarım PROTASARIM